OZANLIK(AŞIKLIK)GELENEĞİ VE HALK OZANI KİMDİR

2011-04-17 13:50:00

Halk Ozan’ı Kimdir, Aşık Kimdir

Ozan Kimliğine sahip çıkamadığımızdan Kendini Ozan sanan Halk düşmanları ve düzenin ayakçıları kendilerini ozan göstererek, halka mal olmuş Ozan yürekli insanları aşağılayıcı şeyler yazarak kendilerini, Halk ozanı olarak dayatırlar, böylesine Ozan kılığına giren halk canavarlarından OZAN adını temizleyebilmenin yolu böylesine kalıcı bir çalışmayla mümkün olacağına inanıyorum.......

En azından ben halk Ozanıyım diyerek insanlara ulumayı, öğretenlere, Ozam Kimliğini Teslim edemeyiz...

Korkularına teslim olmuş halkları, Ozanlar kendi, kavgasını vererek kendi elleriyle, kurtuluşlarının mümkün olacağını, imgesel bir dil ile anlatarak korkularına teşlim olmak yerine korkularıyla yüzleşmeleri gerektiğini bilgisiyle donatarak insanlığı, emekçi insanları, kendi kabuğundan çıkarabilir....

Bu yüzden çalıştaya katılan arkadaşlarımın, yaşama dair ve Ozan kimliğine dair düşüncelerini buraya kendi ifadesiyle taşırsa Bu kimliği yeni ufuklara taşıyabiliriz, bu yüzden Orhan hançerli oğlu ile başlıyorum......

İnsanda Korku. İlk insan, soğumuş lav kayalarının üstüne çıkıp çevresine bakınca,kendisine göredeğerlendirdiği iki şey gördü: Kendisinden aşağıda olanlar, kendisinden yukarda olanlar...

Kendisinden aşağıda olanlara aldırmadı ama, kendisinden yukarda olanlardan ölesiye korktu.
Uçsuz bucaksız bir doğanın ortasında nekadar yalnızdı. Gökler gürlüyor, şimşekler çakıyor, yıldırımlar düşüyor, kendisinden pek güçlü hayvanlar saldırıp parçalıyorlardı.

Ama bunlara karşı savaşarak kendilerini kurtarabiliyorlardı hiç biri yenilmez değildi, onlarla yüzleştikçe korkularını yendi, onlara karşı savaşı kazanabiliyordu.

Kendisinden yukarda olanların en üstünde gök vardı. Artık, yüzyıllar boyunca korkacaktı bu gökten, korkacak, saygı duyacaktı bu göğe. Öylesine bir korku, öylesine bir saygıydı ki bu, gelecek kuşakların en akıllıları bile kendilerini bundan kurtaramayacaklardı.

Milyonlarca yıl yücelik, tanılık, güçlülük ölçüsünü mavi ellerinde tutacaktı, gök. Gök, ona bağırıyor, parmağını sallıyor; onu boğmak için sağanaklarını, onu yakmak için, yıldırımlarını gönderiyordu. Ona yalvarır, tapar, yaltaklanırsa belki kendisini korurdu da...

İnsanların kendilerini korumak için akılları onları nasıl yalakalığa ittiğini görmekteyiz burada, (Düşünce tarihi Orhan Hançerlioğlu) bakınız.
Korkunun en büyük düşman olduğunu görmekteyiz, korkular da zamanla kılıf değiştirerek, bizlere farklı anlatımlarla empoze edilmiştir, örneğin Dinler gibi, tüm Dinler insanlığı tanrılarının onları beylerinin istediklerini yapmadıkları için cezalandıracağını anlatarak,
İnsanlığı, Korku afyonuyla yaşama sağırlaştırmıştır, ve bu korkular sürekli kılık değiştirerek Günümüzde kapitalizmin bizlere dayattığı ücretli köleliği getirmiştir.

Ki korkularımıza yenik düştüğümüzden gerçeği konuşmaktan ve anlatmaktan uzak durduk, bize dokunmayan yılan bin yaşasın,
yılanlar elbette binler on binler olarak bizlere dokunarak yaşamaya devam ediyor, sadece dokunarak değil çiğerlerimizi parçalayarak...

Arsıza kazık çakmışlarda nereden geliyor bu tıkırtı diye sağına soluna bakınıp dururmuş, günümüz, insanıda işte tam bu kategoride yerini alıyor, insanların göğüs kafesinden yüreklerini çalıyorlarda hala bize dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesiyle yaşama sıkı sıkıya tutunmaya çalışıyorlar, indanlık kullaştırılmış, ve kendine şırınga edilen korkuya teslim olmuş durumda, ondan din adamları çok rağbet görür benim ülkemde...
Dünyamızı çevreleyen sınırlar içinde, Halkın Ozanları Halka yapılan her türlü baskı ve Halk üzerinde oynanan her türlü oyunlara karşı halkın uyumayan gözü ve sağırlığa karşı duyan kulağı olarak varlığını, sürdürmeye devam edmiştir, ve halkın gözü kulağı olarak bilinmektedir.

Halk Ozanlığı Anadolu'da toplumun öncüsü olmuş bir gelenek, halka mal olmuş bir kültürdür.
Gücünü halkından alan ve halkla birlikte idame ettiren Ozan, sazıyla sözüyle halkın sesidir.
Toplumdaki olumlu yada olumsuz gelişmeler,
Ozanın sazına, sözüne ve sesine konu olur. Ozanlarımız toplumun sorunlarını dile getirmek, olup biteni daha erken görme ve gelecek nesillere mesaj verme özellikleriyle de binlerce yıldan bu günede böyle bilinerek, tanınmıştır, böylece halka mal olmuşlardır.

Ozanlık geleneğinde tabiat sevgisi vardır, halk sevgisi vardır, vatan sevgisi vardır, hak sevgisi vardır. Halkın bağrından kopar ve temsil ettiği toplumun sorunlarını, mesajlarını sazıyla ve sözüyle anlatır,
Yaşadıkları dönemlerde, her Halk Ozanının farklı bir yeri vardır. ve tüm halk ozanlarımızın buluştuğu yer, halkın gönlüdür.

Tarih boyunca ozanlık ve halk edebiyatı çeşitli dönemlerden geçmiş ve günümüze kadar gelmiştir.

Yazılı bir tarihe sahip değilsekte, Sözlü tarihi bize taşıyan ozanlarımız geçmişi bu güne taşımayı başarmıştırlar, Dünya var oldukça ulusların Ozanları ve Şairleri de olacaktır.

İslamdan önce ozan daha etkinidi;
İslam sonrası, başlatılan, Aşıklık geleneği de, Halk Ozanlığı geleneği ile süreç içinde farklı siyasi ve ekonomik sorunlar yaşasa da, ayrı pencerelerden baksalarda dünyaya,

Türk kültürünün vazgeçilmez simgelerinden biri olma özelliğini daima korumuş ve korumaktadır.

Milattan 4 bin yıldan öncesinde yaşadığı toplumda şiir dilinde halkın korkularını ve yaşama karşı direncini yükseltmek için şiir yazan şairlere; raslanmaktadır,
Geçmişte En büyük ozan olarak Gılgames, Görünmektedir, Gılgames, destanına konu olan, Ozanlar, Doğa üstü güçlerle savaşta, duva dili ve başkaldırı dilini kullanarak halkları yönlendirmek için, yazdıkları şiirlerle halkı motife etmişlerdir.

Sümerlerde başlayan yazı diliyle bunlara ulaşıla bilmiştir, kilden tapletlere yazılı, Sümer Dönemine ait şiirler bulunmuştur, bu da göstermektedirki Yaşadığımız şu yaşlı dünyanmızın her çoğrafyasında dilleri ve Milliyetleri farklı, kendi halkının önderi olmuş ozanlar vardır, ve her ozan yaşadığı dönemin,sesi ve yüreği olmuştur....

Ayrıca; Dede korkutlardan, islam öncesine kadar (Şaman) ve çeşitli isimler alarak gelmişlerdir,

Ozanlar, bulundukları boyun aynı zamanda büyücüsü, kahini, hekimi, din adamı ve bilge (hikmet sahibi - hakim) kişisi idiler. Boyları içinde büyük manevi nüfuzları ve ehemmiyetleri vardı, kutlu kişilerdi.

Toplu halde yapılan kabile faaliyetlerinin birçoğunda Ozanlar öncü ve düzenleyicidirler. Başlıca sıgır / av / umumi yas, / şölen-toy /sevinç ziyafetleri /ismi verilen ve hepsinde az çok dini bir mahiyet bulunan törenlerde ozanların rolü birinci derecededir.

Söyledikleri destanlar, sagu (mersiye)lar, kasidelerle yapılan merasimin manasını ifade ve nesillerin hafızasına nakş ederlerdi. Eski Türk hükümdarlarının yanında ve ordularda mutlaka ozanlar bulunurdu. Kopuzlarının nağmeleri ve okudukları şiirler bütün milletin zevk ve heyecanına tercüman olur , askerleri coştururdu. Hem yaşadıkları ve gördükleri olaylara, kahramanlık menkıbelerine ait şiirler söyler, ölenlere ağıtlar yakarlardı,

İslamiyet öncesi Ozan, “Şair” anlamında “Ozan ve Baksı” gibi adlar verilmiştir.
Ozanlar; nazım biçimleriyle, tabiat, ayrılık, ölüm, kahramanlık, aşk ve toplumsal, içerikleri yansıtarak, (Diyalektiği) doğanın diliyle halkın sesini kendi sesleriyle büyüterek yükseltmeye çalışmışlar, Şiir ve öyküsel anlatımlarla , içindeki yaşadıkları toplumun yol göstericisi olmuştur.

Ayrıca Ozanlar, Orta Asya Türk boyları arasında çeşitli adlar almışlardır. Şairlere: Oğuz Türkleri; “Baksı (Bahsı-Bahşi), Ozan”, Altay Türkleri; “Kam”, Yakut Türkleri; “Oyun”, Tonguz Türkleri; “Şaman” demişlerdir.ve her ozan yaşadığı dönemi anlatmıştır, yazılı Tarihimiz, pek olmadığı içinde, günümüze Sözlü tarihten aktarmlar gelmiştir, bu geliş sürecinde sözleri taşıyanlar kendilerindende bir şeyler katarak bizlere taşımışlardır.

Ozan denildiğinde ilk alıma, kış sonrası toprağın yeniden bahar coşkusuyla çiçeklenmesi, gelmektedir,
Yani savaş sonrası yenilgiyi kabullenen insanların, teslimiyetçiliğe yöneldiklerine birileri çıkar yenilgiyi kabullenmelerinin, halkları sömüren, Zorbaya karşı daha fazla köleleşmesini sağladığını duyurarak,
yenilgi kabullenildiğinde halkların esaretten kurtulamayacağını anlatarak insanları,

Baharın toprağı uyarduğı gibi yeniden uyandırarak, Hayatın yeniden çiçeklenmesini sağlayan kişilere, Ozan denilir.

Ozan; dilimizde “şair” anlamında kullanılmış en eski bir sözdür. Hece vezni (ölçüsü) ile şiir yazan ve söyleyen şairlere, âşık (ozan) denir.
İslamiyet sonrası, Ozanın penceresine yakından bakan saz ve söz şairlerine, Âşık diyerek Ozanla aynı gösterilmeye çalışılmıştır, ki Ozanın misyonu çağına göre halkının sözcüşü olmaktır, onun için halkın gözü kulağı derler,

(Ozan), gerçekleri olduğu gibi yazan ve söyleyen edebiyatçı şairlerdir. Boyunlarını ipe uzatır iken bile halkına mesaj vermenin çabası içindedir Ozan,
Türkçe sözlükğe baktığımızda, şöyle bir açıklama var, Saz ile söyleyen şairlere saz şairi, sazsız söyleyen şairlere de halk şairi denir.

Oysa ozan çağının destanını ve öyküsünü de yazarak gelecek kuşaklara yol gösterebilmek adına düşüncelerini yarına miras bırakma çabasında olan kişilerdir, bunu Hece vezni şiir yazmaya, bağlayamayız,

Ozan Zincirlere Vurulduğunda bile Özgür insandır onu kimse teslim alamaz, bedenini zincire vurmakla onun düşüncelerini tutsak edemezsiniz.......

Yüzyılların gerçeği ve mirasında Server Tanili, Hece Ölçüsüyle şiir yazma sanatının hindistandan araplara geçtiğini ve araplardan bizlere ulaştığını anlatmaktadır.
İslamiyet öncesi Ozan kültürünün taşıyıcısı sümerler ve şamanlar da hece ölçüsüyle yazılmış şiire çok az rastlanır ve neredeyse yok denebilir,

Bu yüzden hindistandan etkilenme olabileceği, ve olduğu kesindir
_İslâmiyet sonrası, Anadolu’da; saz eşliğinde veya sazsız güzelleme şiirler yazan şairlere “Âşık” adı verilmiştir.

Âşıklar; semaî, koşma, varsağı, destan, koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt gibi nazım biçimleri ve türleri ile aşk olayları, gibi konularda şiirler söylemişlerdir, ve suya sabuna dokunmayan, sözlerle insanlara, kendi dillerince bir şeyler anlatmaya çalışır iken,

Ozanlar da beraber aynı koşollarda şiir diliyle aynı konuları paylaşmışlarsa da sözlerini eğip bükmedikleri için yaşadıkları dönemin hükümdarlarınca cezalandırılmışlardır..

Âşık; terim olarak, on ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda, Hoca Ahmet Yesevî ve Yunus Emre gibi şiir yazan ve ilâhi olarak şiir söyleyen Dinî-Tasavvuf mensuplarına denmekle ortaya çıkmıştır,

Âşıklar, usta – çırak ilişkisine bağlı olarak yetişirler. Özelliklerini, yetiştikleri ve yaşadıkları sosyal çevreden alırlar.

Sazlı saz şairleri ve sazsız halk şairleri, şiirlerini, “cönk” denen ve eni boyundan uzun olan, uzunlamasına açılan defterlere yazarlar. Cönk denen bu defterler Türk Halk Edebiyatı’nın temel kaynaklarını teşkil eder. Edebiyat tarihi bakımından değerleri çok büyüktür. Halk arasında “Cönk”ler, “danadili” diye de tanınır.

Ozanlar, Türklerin Orta- Asya’dan, Anadolu’ya gelişiyle burada da varlıklarını devam ettirmişlerdir.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Aşıklar verilen değer Ozanlara kesinlikle verilmemiştir,
Fatih Sultan Mehmet Han tarafından İstanbul’un alınmasından sonra, doğu ve güney bölgelerinden gelen Âşıkların, İstanbul saraylarında bile büyük ilgi gördükleri bilinmektedir. Âşıklar, Anadolu’nun değişik yörelerinde varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Aşıklar karınları doyduğunda suya sabuna pek dokunmadıkları için, Bazı padişahlar, âşıklara özel ilgi göstermişlerdir. Bunların başında IV. Murat, IV. Mehmet, II. Mahmut ve Sultan Abdülaziz gelir. II. Mahmut devrinde İstanbul Tavuk Pazarında âşık kahvehaneleri vardı. Ün salmış âşıklar burada toplanır, çalıp söylerlerdi. Âşık fasıllarını idare edene “Reis-i Aşikâr” denir. Ve devletten maaş alırlardı.

Birisine âşık denebilmesi için önce Tavuk Pazarındaki Âşık Cemiyetine “çerağ” olması gerekirdi. Kabiliyeti olan sonra kalfa, ardından “ehliyetname” alarak “âşık” olurdu. Bu âşıklar, ülkenin her tarafında hükümet adamlarından kolaylık görürlerdi.

Aşıkların yetişme yerleri çok farklıdır. Köylerde, kasabalarda ve şehirlerde, tekkelerde, medreselerde, asker ocaklarında yetişen âşıklar vardır. Bunlar içinde geleneğe en bağlı olanlar köylerde yetişenlerdir.

Bunların içinde Ozanlar halkın gözü ile dünyaya bakarak yalın bir dil ile halka kendini kendi ellerinden başka hiç bir gücün kendisini kurtaramayacağını anlatanlar vardır ki bunlar, anasütü kadar temiz ve saf şairlerdir. Saf halk şairleri; tabiatı ve yaşamın içinde gördükleri gerçekleri olduğu gibi dile getirirler.

Feodalizm,den kapitalizme geçişinde ve sonrasıda, Âşıklar, diyar diyar dolaşarak; köy odalarında, kahvelerde ve meydanlarda, şiirlerini okurlar.

Cumhuriyet döneminde,de bu şekilde şiirlerinin geniş halk toplulukları tarafından duyulmasını sağlarlardı, Ozanı Aynı pencerede görstermekle, ozan kimliğini azimile etmeye çalışılmaktadır, bu yüzden egemenler ve siyasi iktidarlar için, (Ozan arif Ozandır,) halk için halkı anlatanlar ozan kimliğinde aşık denilerek uzaklaştırılmaktadır.

Bizlere yedi ulu ozan olarak anlatılan ozanlara baktığımızda İslamiyet Öncesinden hiç bir iz bulunmamaktadır__ hece vezni şiir yazan ozanlara rastlanmamaktadır, bu da bize islamiyet sonrası hecenin var oluşunu ve16 yüzyıla böyle girdiğini göstermektedir, ki bu da Server Tanilliyi hece vezni şiir akımının hindistandan geldiği tezini, Doğruluyor
Günümüzde bizlere anlatılan "YEDİ ULULAR"

YEDİ ULU OZAN

KUL HİMMET (16. yüzyılın ikinci yarısı)

PİR SULTAN ABDAL (16. yüzyıl) /

YEMİNİ (15. yüzyıl sonu-16 yüzyıl başı)

VİRANİ (16.yüzyıl)

FUZULİ (1504 – 1556 )

ŞAH HATAYİ (Şah İsmail) (1487 – 1524)

SEYYİD NESİMİ (1369 – 1417)

Yukarıdaki belirtilen tarih Yedi Ulu ozanların daha ilerilerdeki tarihlerden geldiğini unutmamızı anlatıyor sanki, İslamiyetin bizlerte dayattığı aşık felsefesinin ötesine açılan bir kapı bırakmamak istiyorlarmış gibi,

Elbette bu değerli insanlarımız Yaşadıkları döneme damgasını vurmuş o yiğit yürekli ozanlarımızdırlar, ve son bin yılımızın yedi ulu ozanı olmayı haketmişlerdir ve onların ardından bu yolda onurla gidebileceğimiz en büyük değerlerimizdir, bu yüzden bin yılın öncesini de unutmamak gerekiyor,

Oysa islamiyet öncesi var olan köklü temellerin üzeri böyle basit bir şekilde örtülemeyeceğini elbette bilinmelidir, Ozanlık kendi tarihini insanlığın genlerinde taşımaya devam edecektir ve yaşadığı döneme görede kendi haraketini yaratarak, her şeye rağmen varlığını sürdürecektir, çünkü insan her şeyden kaça bilir yada kaçtığını sanabilir ama kendinden asla kaçamaz...



Dünya tarihinde, yedi ulu ozan olarak şunlar bilinmektedir.

1 - İ.Ö 6 Yüzylda batı anadoluda yaşayan THALES.İsadan önce 625 – 545yaptığı araştırmalarla bilim felsefesinin başlatıcısıdır.

2 – HERAKLEİTOS İ.Ö 540-480 Doğa adlı yapıtının güç ve gizemli dili yüzünden Karanlık Herakleritos diye çağırılır.
3 – EMPEDOKLES İ.Ö 492-432 Soylu bir aileden gelmesine rağmen, soylulara karşı halkın yanında yer almıştır,

4 – SOKRATES İ.Ö 469- 399 kötü bir yaşamı vardı yaşadıklarından geriye hiç bir şey bırakmadı, Düşüncelerini ve eserlerini öğrencilerinden öğrendiğimiz , Platon un üzerinde büyük etkisi olmuştur.

5 ANTİSTHENES İ.Ö 444-368 Sokrates in ölümünden sonra kendi okulunu kurmuştur kişilerin mutluluğu üzerine ğretim yapmaktadır , tutkuların esiti olan kişilerin özgürlüğünüde yitireeceğini söyler.

6– ARİSTOLES İ.Ö 348-322 – Platon un okulunda yetişti. Büyük iskenderi yetiştirdi,
sağlık bilimi üzerine kitablar yazmış ama günümüze ulaşmamış..

7 – EPİKUROS 341 270 / KIPRISLI ZENON M.Ö. 336 254- Zenon felsefeyi 3 ana dişipline ayırmıştır, Fizik,MantıkVe Ethik,

Avrupa için yedi ulu ozanda bunlar, Milattan önce yaşamışlar, ve toplumsal bağın dokularını daha iyi örmenin tek yolunun, Felsefe olarak görmüşler, bu da bizlere göstermekteditki ozan bir felsefe taşıdır kim bu taşı sırtına yüklenirse, halkının o zaman gözü kulağı olmayı başarmış sayılır..

Milattan sonrası içinde Gösterilen Yedi Ulu Ozan vardır, __şunu unutmamalıyız ki, Gılgames in kilden tabletlere yazdığı eserleri gün ışığına çıkınca, dinlerin ne kadar halkları uyutmak için uygulanan seneryolar olduğu ortaya çıkmaktadır, bu da ilk ozanımız olarak gılgames!ı gösterebiliriz..

Muzzez ilmiye Çığ , Kuranda Ve Tevratta Sümerin izleri adlı yapıtında, bir çok şey gün ışığına çıkıyor aşlında ama illaki, SAMUEL NOAH KRAMER,İN Tarih Sümerde başlar adlı eserinin mutlak okunması gerekiyor, dinlerin nasıl bir afyon gibi kullanıldığını görmek için..

İyi bir Ozan iyi bir felsefecidir, Şiirde Ozanın felsefesidir, onun dünyaya bakış açısını belirler, bu yüzden ozanlarımızın tarihini milattan bin üç yüz yıl sonrası olarak göstemek geçmişe sunger çekmek olacaktır. Ozanlık tarihi sümerlerin yazıyı buluş tarihiyle örtüştürsek bile bu günümüzden tan 7 bin yıl öncesi olarak görülmektedir ki yazı bulunmadan öncede oızanlar halkım sözlü eylemcisi olarak tarıhin derinlerinden ışık hüzmesi gibi günümüze hala yansıması vurmaktadır..

Bu yüzden Ozanlarımızı anlatabilmenin en iyi yolu onu ilk ana költürüyla anlatmak olacaktır, O da Şamanizme dayanmaktadır, geçmişinden korkan, İktidarlar Ozan kimliğini unutturabilmek için, savaşıp durmuşlardır.

Halkı için yol gösterenlere karşı savaşlarına hiç ara vermemişlerdir...

Ozanları, Hiç bir şekilde ne Padişahlar nede Paşaları içlerine bir türlü sindirememişlerdir, çünkü Ozan;ın diline düşen şiir (Türkü) keskin bir bıçak gibi zorbalığın karnını yaralıyordu, paşalar ve padişahlarda kendi yanlarını ve yandaşlarını ( yalakalarını) en iyi bir şekilde yaşatmış ve yalakalığüını yapmayacak olan ozan kimliğini taşıyan kişileri de tarihin kör duvarlarına gömmenyi kendine görev bilmişlerdir..

Bu yüzden hiç bir hükümdar, Ozan duruşu Sergileyenlere karşı hoş görülü olmamıştır, Hallacı mansurdan nesimiye, Şeyh Bedrettinden, Pirsultan abdal’a, halk için söz söyleyenler dönemlerinin hükümdarları tarafından, katledilmekten kurtulamamışlardır, Bolu Beyinin Köroğluna yaptıklarıyla ve ülkemizde Çaırcalılardan Dadaloğluna karşı yürütülen Hükümdar (devlet) bu baskı ağı, günümüzde Ruhi Su sebahattin ali gibi, ve mahzuni şerif gibi insanların üstünde devam etmiştir...

Değil padişahlar; Kapitalizmin, bizlere sunduğu Cumhuriyet bile Ozanlara Hoş görülü bakamamıştır, ki onların diline yüreğini katan, Yılmaz Güney!in Şu sözlerini anımsamadan geçmek bu inanca ihanet olur__ Dünyanın öbür ucunda aç bir çocuk ağlasa benim burada yüreğim sızlar, böylesinde derin bir yürek sızısını diyebilecek kadar yufka yürekli olmalarına rağmen,

Bu yüzdendir ki, Yaşadığımız Cumhuriyet Döneminde, bile Halkın Ozanları çok büyük işkencelere maruz kalmışlardır,

Örneğin Ruhi Su, Mustafa Suphi,lere yazdığı, ve sazıyla söylediği, 15 lere ağıt, / Nazım ile Zindanda Günbe gün birim, /Bir yanın deryada çalkanır şimdi, Halkını ölenlerin, Direncinin kırılmadığını, ve o kavganın devam ettiğini duyuruyor diye, Eşi İle beraber ayrı hücrelerde işkenceler Görmüşlerdir....

Ve Ruhi Su hastalıkla pençeleşir iken, Fransa ve Almanya gibi ülkeler sanatçıyı, (Halkın Ozanını) sağlığına kavuşturmak için isterler ülkemizden ki, tüm sağlık harcamalarını üstlenerek, ama bir türlü Ülkesi Ozana Pasaport vermeye yanaşmaz, öldüğü gün Ruhi Su nun tedavisi yapılması için pasaport verilmiştir..

Bunlarla da yetinmeyen günümüz siyasileri her Ozana bir aşık yakıştırması yapıştırmıştır, Örneğin Aşık İhsani, Türküleriyle halkın ozanı olduğunu kanıtlaması rağmen sistem onu, Aşık olarak halkına tanıtmış yinede türkülerinden sistemin çarklarını kendi çıkarlarına döndürmeye çalışanlar, onun türkülerinden, korktuğu için, onun sesini halkının duymasını engellemişlerdir, nasılmı? En kötü bir Aşık,a bile sahip çıkanlar,

İhsaninin hayata gözlerini yumduğu o son ana kadar adını bile anmamışlardır, Ama diğer yandan, Ozan arif için herşeyi yapmışlardır, oda efendilerine sadık kalarak ozan kimliğinin beylerin istediği şeyler yapmak olduğunu üzerine basarak haykırmaktadır.
İhsaniyi Ankarada, Kenan Şahbudak,ile tanıyor insanlar, Sevgili Şahbudak yıllardır Karasakalı inadına söylemiştir ve hala söylemektedir, ve Ozan İhsaninin Eserlerinde şiir dilindeki balyoz olur durmaksızın vurur hırlının ,hırsızın,ve namussuzun yüzüne yüzüne..
Ayrıca yüreğimizde koparak toprağa düşeli, henüz 8 yıl olan Ozanımız Mahzuni Şerif, Ozanlara Yapılan bu haksız saldırılara en fazla maruz kalan bir Ozandı, halk’a, Aşık olarak Mahzuni’yi,tanımaya yönlendirselerde, o bir Ozandı, mahzuni’nin kim ozan olmadığını söyleyebilirki, ama onun aşık olarak tanınmasını istediği için, kapitalizmin çanak yalayıcıları varolan düzen halk tarafından aşık Mahzuni, olarak tanındı Ama o kendine asla Aşık olarak görmedi,

Tüm halk ozanları topluluğu derneğinde de Mahzuni ye, Aşur Eylen, Aşık mısın Ozanmı diye sorulduğunda Tabiki, Ozanım Ben Ozan olacak kadar bedel ödedim, yanıtını vermişti..
Onlardan bu güne baktığımızda, Bugün de gerek saz şairleri gerekse halk şairleri, halk şiirinin yaşaması için gayret etmektedirler. Âşıklar; hece ölçüsü ile ve hece kalıplarının 11’li, 8’li ve 7’li ölçüleri ile şiirlerini yazmayı tercih ederler. Âşıklar, milli kültürümüzü, eserlerinde sade ve saf bir biçimde dile getirmektedirler

Ayrıca kültür Bakanlığı ile UNESCO yaptığı anlaşmada Aşıkları Koruma altına alınması gereken soyut şeyler olark gördüğünden, Dünya kültür mirası olarak koruma altına alınması için anlaşma yapılmıştır, __ Ozanlar bu çerçevenin hiç bir yerinde yoklar aslında kendilerinin aşık olduğunu kanıtlayanlar bu çerçevenin içinde durabilecekler....

Günümüzde Ozanlar da hece ölçüsü ile ve hece kalıplarının 11’li, 8’li ve 7’li ölçüleri ile şiirlerini yazmayı tercih etselerde, Ozan sadece hece ölçüsü şiir yazanlar değildir, ve Ozan çağına ayak uydurmayı başarabilen, ve yaşadığı çağın analizini çok iyi yapa bilenler olmalıdırlar,
Dün Şaman geleneğiyle halkın öncüsü olan Ozan, bu gün kapitalizmin analizini çok iyi yapabilmiş ve doğanın diyalektiğini, marksist felsefeyi çok iyi kavramak durumundadır, Aksi taktirde halkın gözü ve kulağı olamazsınız halkın gerisine düşen bir düşünce akımı, o halka hangi aydınlığı taşıyabilirki.

Tarihinin gerisinde kalan şeylerle avunmak yerine yarına bir mum alevi olsun taşıyabilmeli Ozan ..

İslamiyet öncesi Ozan geleneğinin dili serbest şiir olarak bilenmiştir, hece yazılımlar varmı kesin kanıt yok ama dilden dile aktarılan sözlerle var olduğu söylenmektedir, günümüzde de bazı Şair Ozanlarımız Serbest şiirlerlede, halkının yüreğine tah kurmuşlardır, hece vezni şiir diliyle anlatım, kulağa daha hoş geldiğinden, Anadolu insanlarının daha çok türkü beğenisi olarak insanlara daha çekici gelsede__ Serbest şiirlerdede kendilerini bulmuşlardır....

(Örneğin, Enver Gökçe, Hasan Hüseyin kormazgil, Adnan Yücel Ahme Arif, ,Nazım Hikmet, Şiirleriyle halkların dilindeki isyanı keskin bir bıcak gibi saplamıştır, halk düşmanlarının yüreğine ki, onlar gerek kendi dertlerini gerekse toplum dertlerini dile getiren şairlerdir, ve onlara yapılan onca saldırı ve başkılara rağmen onlar kalemlerini dik tutmayı başarmışlardır,

Bu yüzden Ozan,ı yanlız hece ölçüsüyle şiir yazmasıyla değil değişik anlatımlarla ve destanlarla dile getirdiği serbest anlatımlarla ve nazım türü şiirleriyle, Anadolu'da halkın öncüsü olmuş bir gelenek, halka mal olmuş bir kültürdür. Yaşamını halkla birlikte idame ettiren Ozan, sazıyla sözüyle değil yüreği ile serbes metinleriyle ve şiirleriyle halkın sesidir.)

Toplumdaki olumlu ya da olumsuz gelişmeler, Ozanın sazına, sözüne ve sesine konu olur. Ozanlarımız toplumun sorunlarını dile getirmek, olup biteni daha erken görme ve gelecek nesillere mesaj verme özellikleriyle de tanınmıştır, Böyle halka mal olmuşlardır.
Ozanlık genelinde öncelikle insan sevgisi vardır, tabiat sevgisi vardır, halk sevgisi vardır, vatan sevgisi vardır, hak sevgisi vardır Onlar dünya halklarıyla kardeş durmayı değer bellemiş yüce insanlardırlar...

Halkın bağrından kopar ve temsil ettiği toplumun sorunlarını, mesajlarını sazıyla sözüyle makaleleriylre ve serbest metinleriyle anlatır.

Yaşadıkları dönemlerde her halk ozanının farklı bir yeri vardır. ama tüm halk ozanlarımızın şairlerimizin ve aşıklarımızın buluştuğu yer, halkın gönlüdür.

Tarih boyunca Ozanlık ve halk edebiyatı çeşitli dönemlerden geçmiş ve günümüze kadar gelmiştir, bu güne gelirikende yeni katılımlar ve yeni değişim seslerini de ardında taşımıştır
Dünya var oldukça ulusların Ozanları ve Şairleri de olacaktır. Aşıklık, halk Ozanlığı geleneği de süreç içinde siyasi ve ekonomik sorunlar yaşasa da Türk kültürünün vazgeçilmez simgelerinden biri olma özelliğini daima korumuş ve korumaktadır,
Kapitalizmin eşiğinde halklar köleleştirilir iken, Günümüzde Ozan gerçekten Halkın gözü kulağımıdır,? Sorusu takılıp kalıyor belleğime, Kapitalizmi ne kadar tanıyoruz, yani savaşmamız gereken canavarı nasıl alt edebiliriz, tanımadığımız bu çanavardan kurtulmak için ölülerden medet mi bekleyeceğiz..

İlk aklıma gelen Dini Afyon gibi kullanarak halkın beyinlerini uyuşturarak, halkları köleleştiren Emperyalist Canavarın kapı köpekleriyle nasıl savaşabiliriz bizim bir sazımız ve bir kalemimiz var,

Onların tankları topları ve hepisinden önemlisi insanların beyinlerini matkapla oyar gibi oydukları görsel medyaları ve boyalı basınları var, ve tüm iletişim ağları halkın kanını emem bu bir avuç insanların elinde, ve gayrı teslimiyetçi şiirler, ve türküler başkaldırı şiirlerinin yerini doldurmakta.
Onların egemen güçlerinin karşısında bizimde en güçlü silahımız kendimizi daha iyi geliştirerek, bilgi donanımımızı çok iyi yapmak zorundayız, bu yüzde insanlığı yeni bir bahara çıkarmanın yolu öncelikle, din denilen afyonun etkisinden kurtarmalıyız, bunun için öncelikle marksizimi ve Doğanın diyalektiğini çok iyi öğrenmeliyiz, her şeyden öncede İyi bir felsefeci olmalıyız ki, Halkı, hayali silahlarla uyuşturmaya çalışanları, alt edebilelim.

Gayrı, Ozanlar, Halkın Ozanı (Filezofu olmalıdır,
Birazcık Georger Politzer’e kulak verelim
Öncelikle Ozan olarak bizler materyalist felsefenin başlangıç ilkelerini sunmak ve açıklamak amacında olmalıyız.

Niçin? Çünkü marksizm, bir felsefeye ve bir yönteme, diyalektik materyalizmin felsefesine ve yöntemine sıkısıkıya bağlıdır. Şu halde, marksizmi iyi anlamak için ve burjuva teorilerinin kanıtlarını çürütmek için olduğu kadar, etkin bir siyasal savaşımı üstlenmek için de bu felsefeyi ve bu yöntemi incelemek zorunludur.

Ozanın görevi de bu zoru aşmak olmalıdır,Ozan yaşadığı çağın ayrıca tarihçisidir, ki bu yola baş koyamlar canlarıyla ödediler bedelini,
Ozan kimliğini taşımaya kendini uygun bulanlar, bu onuru yüreğinde duyanlar , halkı uyutan değil halkları uyandıran mesajlar vermeli şiirlerinde,

Doğru bir ozan’da günümüzde iyi bir devrimci olmak durumundadır, ki insanları hayallerle değil gerçeklerle yüzleştirebilsin.
Doğru bir devrimci eylemi gerçekleştirebilmek için işçi militana, doğru bir tahlil yöntemi ve doğru bir düşünme yönteminin gerekli olduğunu düşünüyoruz.

Ona, bütün olguların çözümünü verecek bir dogma değil, ama hiçbir zaman aynı olmayan koşulları ve olguları hesaba katan bir yöntem, teoriyi pratikten, düşünceyi yaşamdan hiçbir zaman ayırmayan bir yöntem gerektiğini düşünüyoruz. İşte açıklamaya, anlatmaya niyetlendiğimiz bu yöntem, marksizmin temeli olan diyalektik materyalizm felsefesinin içerdiği yöntemdir.

Gerçek bir Ozanlar da bu sınıf bilinçini kayrayan, diyalalektik materyalizmin sırlarını ermeyi başaranlardır,

Marksizmin, yalnızca toplum hakkında değil, ama aynı zamanda evrenin kendisi hakkında genel bir anlayışı içerdiğini belirtmek istiyoruz. Demek ki, bazılarının ileri sürdüklerinin tersine, marksizmin, bir felsefeden yoksun oluşu gibi büyük bir kusuru bulunduğundan yakınmak ve marksizmin yoksun bulunduğu bu felsefeyi, işçi hareketinin bazı teorisyenleri gibi, orda burda yeniden aramak, yersizdir. Çünkü marksizmin bir felsefesi vardır ve bu da diyalektik materyalizmdir.

Günümüzün ozanlarıda bunları öğrenmek zorundadır, yoksa halkın gözüyüz kulağıyız diye kendimizi kandırmaya gerek yoktur.

Halk Ozanı taraf mıdır? Elbette halk Ozanı taraf olmak durumundadır, Halkları ve halkını ezen iktidarlara ve onların kolluk güçlerine karşı halkın yanında yer almalıdır.

Dünyada iki sınıf vardır, Burjuva-proletarya, Ozan işçi sınıfının (Proleterya’nın) yanında olmalıdır, karşıtlarının savaşımının belirli bir anında, karşıtlardan her biri öteki durumuna geçer: Halk savaşında kaybettiğinde, hükmeden sınıf olan burjuvazi, hükmedilen sınıf haline gelir; hükmedilen sınıf proletarya, hükmeden sınıf olur. Aynı şekilde, öğrenmekte olan bilinçsiz adam kendi karşıtına değişir, bilen adam olur; ama
o hale gelip de her şeyi bilmediğini anlayan bilgin adam da kendi karşıtına, yani yeniden öğrenmeyi isteyen bilinçsiz adam olarak değişir.

Doğa nasıl kendi değişimini yaratıyor her kış ardından yeni bir bahar yaratıyorsa, Ozanda bilinciyle halkının baharını yaratmanın savaşımını vermelidir, aksi taktirde karadenizde uluyan itten ne farkı kalır, bu yüzde her şeye rağmen Ozan ile Aşığın arasındaki farkta ortaya bu şekilde çıkacaktır, çünkü Ozan Güzelleme değil, Halkın Direniş testanını yazandır.

Geçmişe bakarak geleceğe giden Ozan yolu daha çetin ve daha aşılması zor bir yoldur, anca yüreği yetenler bu yolda ilerleyebileceklerdir, çünkü bu yolun ilersini bilimle donatarak yürümek zorundayız, iyi veya kötü ruhları ardımızda bırakarak kendi ışığımızda çıkabiliriz anca bu yolun karanlığından aydınlığa, yalvararak yakararak yalakalık yaparak teslimiyetçilikle bu yol asla aşılmayacaktır.

Ki Ozan halkımın yanında Halkın yolunu aydınlatan güneşi olmalıdır, Aşıklar onların yolu her zaman açık, (Mahzuni Şerifin sözleriyle) efendilerine birer güzelleme yazarlar, doyururlar karınlarını.

DÜŞÜNCE ALANINDA MATERYALİZM YANLISI OLMAK NE DEMEKTİR?
Genel soyut formülü, somut bir formüle dönüştürmeyi bilmemiz gerekir. Demek ki, materyalist, beyni varlık olarak ve fikirlerimizi düşünce olarak özdeşleştirecektir. Şöyle düşünecektir: fikirlerimizi (düşünceyi) yaratan beyindir (varlıktır).

Bu, basit bir örnektir; ama biz, şimdi daha karmaşık bir örneği, insan toplumu örneğini ele alalım ve bir materyalistin nasıl uslamlayacağını görelim.

Toplum yaşamı ana çizgileriyle bir ekonomik yaşamdan ve bir siyasal yaşamdan oluşur. Ekonomik yaşam ile siyasal yaşam arasındaki ilişkiler nelerdir? ... Somut bir formül haline getirmek istediğimiz bu soyut formülün birinci etkeni nedir?
Materyaliste göre birinci etken, yani varlık, toplumu toplum yapan, ona can veren, ekonomik yaşamdır. İkinci etken, yani düşünce, varlık tarafından yaratılmış olan ve ancak onunla yaşayabilen siyasal yaşamdır.

Demek ki, materyalist, mademki siyasal yaşam, ekonomik yaşamın bir ürünüdür, ekonomik yaşam, siyasal yaşamı açıklar diyecektir.
Burada özeti yapılan bu gözlem, tarihsel materyalizmin köküdür ve ilk kez Marx ve Engels tarafından yapılmıştır.

İşte daha ince bir başka örnek: Ozan. Elbette ki, Ozanı "açıklamak" için sayısız öğeler işin içine karışır; ama biz, burada, bu sorunun bir yönünü göstermek istiyoruz.

Genellikle denilecektir ki, Ozan (şiir) yazar; çünkü esin, onu yazmaya iter. Böyle söylemek, ozanın, neden şunu (sayfa 88) değil de, daha çok bunu yazdığını açıklamaya yeter mi? Hayır. Kuşkusuz, ozanın kafasında düşünceler vardır, ama ozan, aynı zamanda, toplum içinde yaşayan bir varlıktır. Göreceğiz ki, ilk etken, ozana kendi özel yaşamını veren toplumdur; ikinci etken, ozanın beyninde taşıdığı fikirlerdir.

O halde, öğelerden biri, ozanı "açıklayan" temel öğe, toplum, yani ozanın bu toplum içinde yaşadığı ortam olacaktır. ("Ozan" ile diyalektiği okuduğumuz zaman tekrar karşılaşacağız, çünkü o zaman bu sorunu iyice inceleyebilmek için bütün öğelere sahip olacağız.)

Biz, örneklerle görüyoruz ki, materyalist, materyalizmin formülünü her zaman ve her yerde, her an ve bütün durumlarda, uygulamayı bilir.___ Georger Politzer.

Ozanın silahı sazı ve sözüdür, nasıl tele vuıran mızrap atom bombası kadar güçlüyse, ozanın dudağından fırlayan sözlerde Tahrip gücü yüksek bomba kadar güçlü vurur hedefinede dağıtır yüreksizin göğüs kafesinde taşıdığı o yürek deden şeyi..
Hiç bir sey, Dibe Vurmadan, Yeni Başlandıçlara, Yönelemez.. A Oral.

Abdullah Oral


Zorbalar Ömrümü Biçer Mahzuni

Ne zaman adını sarsam dilime
Yüreğimden yağmur geçer mahzuni
Sabırla sevdanı aldım elime
Zorbalar ömrümü biçer mahzuni

Duvâlar esirlik oldu dilimide
Zorbalar hükümdar odtü yolunda
Adalet paslı bir zincir kolumda
Zorbalar ömrümü biçer mahzuni

Yürüyor üstüme dinziz acılar
İftiraya mahkum ana bacılar
Ta yüreğe vurur dizde sancılar
Zorbalar ömrümü biçer mahzuni

Aynada yüzümde ben seni gördüm
Sana biçilen düş şimdi ben oldum
Yurtlarda iftira selinde kaldım
Zorbalar ömrümü biçer mahzuni

Çölleri özleyen sarhoşum şimdi
Yolunda eriyen bir taşım şimdi
Türkülerin ile bir hoşum simdi
Zorbalar ömrümü biçer mahzuni

Tutsak etti beni yazamadığım
Neydi anlamını çözemediğim
Üç maymun oyunu bozamadığım
Zorbalar ömrümü biçer mahzuni,

Geceleri yakyaktım zulüm son bulsun
Vurguni dünyadan biraaz haz alsın
Dedim ikilikler gayrı yok olsun
Zorbalar ömrümü biçer mahzuni

Abdullah Oral

Toplumsal kanayan bir yaradır yüzlerce yıldan bu güne süren bu iftira akımı, İmama caferin oğlu İsamilin kurduğu ismaili tarikatının davamı olan Karametiler, Emevi devletiyle savaşrırlar ve kazandıkları ganimeti çoluk çocuk demez ortak paylaşırlar,
Savaşta Karametileri yenemeyen emeyi devley adamı, karametilerin önderine mesaj yollar ganimeti neden herkesile paylaşıyorsun der.

Karametilerin sözcüsü mademki dünya tanrının öyleyse niye sahipleniyorsunuz bırakın her şey herkesin olsun der.

Emevi devletinin başı Bu sözü halka söyle yansıtır, mademki her şey tanrının bırakın herkes birbiriyle zina yapsın. Diye cevap verildiğini söyler ve o gün bu gündür bu olay alevi toplumuna maledilmiştir oysaki aleviler bu savaşın içinde değiller,

Seyh Bedrettin, bu rezilce iftirayı bildiği için __ kurmuş olduğu kardeş sofrasına çağrı yapariken Yarin yanağından gayrı her şeyde hep beraber diyerek Şerefsizlere, söylenecek söz bırakmamıştır, taki günümüz türkiyesinin en saygın üniversitesinde, bir kantin işletmesini Alevi birinin elinden almak için bu iftira kullanılmıştır ve hala kullanılmaktadır..

Ozan yapılan iftiraları ve kantin soygununu ve yurt kamera kayıtlarının imcelenmesini işstediği için uğradığı uyuşturucu tehdidine karşı önlem almak için yaşadığını internette anlattığı için adına 6 ayrı dava açılır, ozan herdavada doğrudan infaz alıyor iken bu şiir dolanır diline,

Kendi halimce Pir Sultanım

İftirayla büktü ODTÜ boynumu
Ululardan gelir yasambe hâkim
Ana avrat bilmez diyor hayâsız
Nasıl derim bırak desin be hâkim

Sevenlere düşman insan kalır mı?
Edep erkân bilmez namus bilir mi?
Aşkın dili dini ırkı olur mu?
Bunlar insanlığa hasım be hâkim

Güçsüzün boynunu vuruyor güçlü
Anadolu gibi yanı yom içli
İnfaz et beni ki aklansın suçlu
Kökümü topraktan kesin be hâkim

Bu dert susar isem beni öldürür
Susmaz isen yargıç gülüm soldurur
İçimdeki çocuk yasta çıldırır
Dertler içten bağlar yosun be hâkim

Ozan Vurguni bir garip ozanım
Sofulara göre helaldir kanım
Bende kendi halimce, Pir sultanım
Asmakla tükenmen asın be hakim ….

1896
0
0
Yorum Yaz